İnsanın başkalarının beğeni, takdir ve onayını arama eğilimi yıllar içinde değişebilir. Bu onay ihtiyacı; kişinin var olduğunu, yaptığı şeyin fark edildiğini düşünmesiyle yakından ilgilidir. Her yaştan birey zaman zaman başkalarından “çok iyi iş çıkardın” ya da “çok iyisin” gibi onay cümleleri duymak isteyebilir. Bu tür geri bildirimler motivasyon sağlar, özgüveni artırır ve mutluluğu besler. Ancak onaya aşırı bağımlılık hem kişinin içsel kıymet duygusunu zayıflatır hem de yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Rutin bir yaşantıda, başkalarının onayı bir ölçüde normaldir; ancak ihtiyaç seviyesinin ne kadarıyla normale, ne kadarıyla bağımlılığa dönüştüğüne dikkat etmek gerekir. Bazı kişiler için birkaç olumlama yeterliyken, aşırı onay bekleyen bireyler için sıradan bir yorum “ima” veya “eleştiri” gibi algılanabilir; bu da öfke, kıskançlık veya mutsuzluk yaratabilir.
İçindekiler
- Onay İhtiyacı Nedir? Psikolojik Tanımı
- Onay İhtiyacının Kökleri Nereden Geliyor?
- Çocukluk Döneminde Şekillenen Örüntüler
- Koşullu Sevgi ve Eleştirel Ebeveynlik
- Bağlanma Stilleri ile İlişkisi
- Sosyal Medyanın Onay Kültürüne Etkisi
- Onay İhtiyacı Hayatınızı Nasıl Etkiliyor?
- Onay İhtiyacının Altında Ne Yatıyor?
- Onay İhtiyacından Özgürleşmek
- Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?
- Sıkça Sorulan Sorular
- Kaynakça
Onay İhtiyacı Nedir? Psikolojik Tanımı
Onay ihtiyacı, bireyin kendi değerini ve özsaygısını başkalarının görüşlerine, beğenilerine ve geri bildirimlerine dayandırma eğilimidir. Psikolojik olarak bu, kişinin onay ve kabul görme arzusu ile öz-değeri arasındaki bağı ifade eder. Sağlıklı bir seviyede, onay arayışı sosyal bir varlık olarak insan için doğal ve normaldir. Yani onay aramak normaldir; başkalarının görüşlerini duymak ve paylaşmak iletişimimizin bir parçasıdır. Örneğin yeni bir başarı elde ettiğinizde arkadaşlarınızdan veya iş çevrenizden övgü beklemek motivasyonu artırabilir. Bu durum psikolojide sağlıklı onay ihtiyacı olarak bilinir. Sağlıklı onay arayan bir kişi, başkalarının fikirlerine değer verir ancak öz-değeri tamamen dışarıya bağlamaz. Bu tür birey eleştiriye açıktır ve olumsuz geri bildirimleri kişisel saldırı olarak algılamaz; aksine gelişim imkanı olarak görür.
Sağlıklı ile patolojik onay arayışı arasındaki fark ise nettir: Sağlıklı onay ihtiyacında kişi dış onayları içsel değerini destekleyen bir faktör olarak kabul eder. Örneğin, “Bu işi başardım, çevremden gelen destekle motivasyonum arttı” diyebilir. Buna karşılık uyumsuzluk yaratma düzeyindeki onay bağımlılığındayken kişi, öz-değerini yalnızca başkalarının beğeni ve takdirine bağlar. Bu durumda “beğenen yoksa ben değersizim” düşüncesi hakim hale gelir. Sürekli başkalarından onay bekler, “hayır” demekten imtina eder, eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak hisseder ve kendi isteklerinden vazgeçmeye eğilimli olur.
Onay bağımlılığı ise bu patolojik onay arayışının adıdır. Terapistler onay bağımlılığını, “kişinin kendi değerini ve özsaygısını başkalarının onayına aşırı derecede bağlaması durumu” olarak tanımlar. Bu durum, kişinin kendi kararlarını almada zorlanmasına, sürekli başkalarının fikirlerine ihtiyaç duymasına ve eleştiriden yoğun korku hissetmesine yol açar. Özellikle sosyal bir varlık olan insanın doğal onaylanma ihtiyacı, kontrol edilemez bir boyuta ulaştığında yaşam kalitesini bozabilir.
Onay İhtiyacının Kökleri Nereden Geliyor?
Onay ihtiyacının kökleri çoğunlukla erken çocukluk deneyimlerine dayanır. Çocuklukta aile ortamı ve ebeveyn tutumları büyük rol oynar. Aşağıdaki faktörler onay arayışını şekillendirebilir:
- Koşullu Sevgi: Ailede sevginin belli davranışlarla “hak edilmesi” örneği sıkça görülür. “Başarılı olursan seni severim” veya “Uslu davranırsan annen mutlu olur” gibi mesajlar, çocuk beyninde “sevgi davranışla kazanılır” kodlaması yaratır. Yaptığı işe veya başarıya göre sevildiğini düşünen çocuk, yetişkin olduğunda da sürekli onay arayışına yönelir.
- Eleştirel veya İlgisiz Ebeveynlik: Sürekli eleştiren ebeveynler çocukta “hiçbir şey yeterince iyi değil” inancını pekiştirir. Aile içinde sık sık “Daha iyisini yapabilirdin” telkinleri duyan çocuk, onay almak için daha fazla çaba göstermeye başlar. Benzer şekilde duygusal olarak uzakta veya meşgul ebeveynler, ilgi çekmek için çocukta “Ne yaparsam beni görürler?” sorusunu doğurur. Her iki durumda da çocuk, göz önünde olmak için başarılar veya iyi davranışlarla takdir toplamaya çalışır.
- Çocuklukta Travma ve Terk Edilme Deneyimi: Erken kayıp ya da duygusal ihmal yaşanması, bireyde derin bir terk edilme endişesi oluşturur. Örneğin ebeveynleri tarafından ihmal edilen bir çocuk, “Herkes beni severse kimse beni terk etmez” gibi inançlar geliştirir. Bu da sosyal ilişkilerde sağlıklı sınır koymayı zorlaştırır.
- Bağlanma Stilleri: Psikolojide çocuklukta bakım verenle kurulan bağlanma stilinin yetişkinlikteki ilişkileri etkilediği bilinir. Özellikle kaygılı bağlanma stiline sahip kişiler, sürekli olarak başkalarından sevildiğinin kanıtını isterler. Bu bağlanma stiline sahip bireyde “Beni seviyor mu?” endişesi ve terk edilme korkusu fazladır; böylece her durumda sürekli onay arama davranışı görülebilir.
Özetle, anne-babanın koşullu sevgi mesajları, ağır eleştirileri veya erken yaşta yaşanan terk deneyimleri çocukta derin güvensizlik tohumları eker. Bu durumlar zamanla “Herkes beni onaylarsa iyiyim” inancına dönüşür.
Çocukluk Döneminde Şekillenen Örüntüler
Yapılan araştırmalar, anne-babadan gelen erken dönemi mesajların onay arama ihtiyacını beslediğini gösteriyor. Örneğin, aşırı eleştirel ebeveynler ve koşullu sevgi ile büyüyen çocuklar yetişkinlikte onay arayan bir tutum geliştirir. Bu çocuklar ilgi veya onay görmek için sürekli olarak olağanüstü bir çaba içine girer; temel inançları “Sevgi belirli başarılarla elde edilir”dir.
Koşullu Sevgi ve Eleştirel Ebeveynlik
Ebeveynlerin bilinçsizce kullandığı koşullu sevgi cümleleri çocuk zihnine derin kodlamalar bırakır. Örneğin “Seni başarılı olunca severim” veya “İyi not getirirsen gurur duyarım” gibi ifadeler, çocuğa “sevilmek için belli davranışlar sergilemem gerekir” mesajı verir. Tersi durumda, “Böyle yaparsan kimse seni sevmez” gibi tehditler de “sevilmemek” korkusuna yol açar. Bu kodlama, çocuk özgüven kazanacağı yerde utanç ve yetersizlik duyguları geliştirir.
Eleştirel ebeveynlik de benzer şekilde etkilidir. Sürekli “Daha iyi yapabilirdin” tarzı geri bildirimler çocuğun iç dünyasında “ben hep yetersizim” inancına dönüşür. Bu bireyler yapıcı bir övgü almadıklarında yapılan işi küçümseme eğilimi gösterir; onay kelimesi gelmediğinde bile kendilerini eleştirilmeye maruz kalmış gibi hissederler. Sonuç olarak çocuk; yetişkin olduğunda onay duymazsa kendini değersiz hisseder, yeni başarılardan uzaklaşır ve onay bulma ihtiyacı karşılanmadığında depresyon veya kaygı geliştirebilir.
Bağlanma Stilleri ile İlişkisi
Anne-babaya bağlı olarak gelişen bağlanma stili, onay ihtiyacı üzerinde uzun süreli etki gösterir. Özellikle kaygılı bağlanma stili olan kişilerde onay arayışı belirgindir: Bu tip bağlanma, “Beni gerçekten seviyor mu?” endişesi, terk edilme korkusu ve aşırı bağımlılık ile kendini gösterebilmektedir. Bu bireyler, sevgilerinin ve ilişkilerinin devamlılığına dair sürekli güvence arar ve her durumda karşısındakinden “sevildiğinin kanıtını” talep eder. Karşısındakinin yeterince onaylamadığını düşündüklerinde derin bir panik veya öfke yaşayabilirler. Güvenli bağlanmanın tam tersi olan bu durum, onay arayışını tetikleyen psikolojik altyapıyı oluşturur.
Sosyal Medyanın Onay Kültürüne Etkisi
Günümüzde sosyal medya, onay arayışını besleyen en güçlü dış faktörlerden biri haline geldi. Sürekli paylaşılan “mükemmel hayat” tabloları, beğeni ve takipçi sayılarıyla yapılan değer ölçümü bireyde kıyaslama alışkanlığı ve internette yaygın olarak kullanılan tabiriyle FOMO (Fear of Missing Out, Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu) yaratır. İnternette gezerken herkesin başarılarını ve mutlu anlarını görmek, “Ben yeterince iyiyim” düşüncesini zayıflatır. Bu ortamlarda beğeni ve yorum sayısı, kısa süreli de olsa kişiye değerliyim düşüncesi aşılar; aksine olumsuz yorumlar ise yetersizlik düşüncesini derinleştirir. Araştırmalar, sosyal medya etkileşimlerinin (örneğin like ve takipçi sayısının) ödül mekanizmasını tetikleyip dış onay ihtiyacını pekiştirdiğini gösteriyor. Özetle sosyal medya, gerçek hayattan bağımsızmış gibi davranarak kişide “onay ihtiyacı” döngüsü yaratabilir; beğeni sayısı önemli hale geldikçe içsel onay algısı zayıflar.
Onay İhtiyacı Hayatınızı Nasıl Etkiliyor?
Aşırı onay ihtiyacı günlük hayatı birçok açıdan zorlaştırır. Karar vermekte zorlanmak, en sık rastlanan etkilerden biridir. Örneğin basit tercihlerde bile (“Bu kıyafeti mi seçeyim?”), kişi “Acaba çevrem ne der?” kaygısıyla tek başına karar alamaz. Bu durum uzun vadede bağımsızlığa ket vurur; kişi kendinden değil, başkalarından onay almaya bağımlı hale gelir.
Bir diğer belirti de başkalarını memnun etme davranışı ile öne çıkar. İnsanları tatmin etmeye çalışan bireyler, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar ve sürekli olarak karşısındakini memnun etmeye çalışır. Bu kişiler “hayır” demekte çok zorlanır ve sınır koyamaz; esasında istemedikleri şeyleri yapmak bile kendilerini görevlendirilmiş hissederler. Çünkü iç dünyalarında “Diğerlerini mutlu etmezsem sevilmem” inancı mevcuttur. Uzun süre böyle yaşamak sonrasında tükenmişlik, değersizlik düşüncesi ve ilişkilerde derin tatminsizlik oluşur.
Eleştiriye aşırı duyarlılık, onay arayışının doğal uzantısıdır. Onay bağımlısı kişiler, yapıcı bir eleştiri karşısında bile yoğun suçluluk veya değersizlik hissi yaşayabilir. Bu da insanları adeta eleştiriden kaçınan bireylere dönüştürür. En ufak bir olumsuz yorum bile iç dünyalarında “Yeterince iyi değilim” kanaatini perçinleyebilir. Bu durum yeni deneyimlere açık olmamaya, riskten kaçınmaya ve kişisel gelişimde gerilemeye yol açar.
Aşırı onay arayışında kendini kaybetme riski de yüksektir. Kendi isteklerini, değerlerini sürekli diğerlerinin beklentilerine göre düzenleyen kişi, zamanla gerçek benliğini unutur. Hiç “hayır” demediği için kendi sınırları silikleşir; bu da içsel karışıklığa ve yorgunluğa neden olur. Ayrıca insanlar bu düzene alıştıkça onay bağımlısı kişi kontrol dışı durumlar yaşar ve ilişkilerde bağımlılık oluşur. Özetle, sürekli başkalarını memnun etme çabası kişiyi hem fiziksel hem zihinsel olarak yorar, uzun vadede hayat kalitesini düşürür.
Onay İhtiyacının Altında Ne Yatıyor?
Onay arayışının altında yatan temel etkenler şunlardır:
- Düşük Özsaygı ve Yetersizlik Hissi: Onay ihtiyacını besleyen en önemli faktörlerden biri özdeğer eksikliğidir. Düşük özsaygılı bireyler, kendi değerini dışsal onaylarla doğrulamaya çalışır. Ancak bu bir kısır döngüdür: Kısa süreli onaylar geçici rahatlık sağlar; onay kesildiğinde “yetersizim” düşüncesi yeniden su yüzüne çıkar. Bu döngü devam ettikçe dışa bağımlılık artar ve kişi kendi değerini bir türlü içten bulamaz.
- Reddedilme Korkusu: Birçok kişinin bilinçaltındaki büyük korkulardan biri reddedilme kaygısıdır. “Başarısız olursam sevilmem” veya “Yeterince iyi değilsem ilişkim sona erer” gibi düşünceler reddedilme korkusundan beslenir. Özellikle geçmişte terk edilme, duygusal ihmal veya istismar yaşayan kişiler, kimse tarafından terk edilmemek için uyumlu ve onay arayan hale gelebilir. Uzmanlar, bu endişenin “Eğer herkes memnun olursa, kimse beni terk etmez” şeklinde bir inanışa dönüştüğünü vurgular.
- Kimlik Belirsizliği: Kendi kimliğini tam olarak oluşturamamış bireylerde onay ihtiyacı daha fazladır. Kimlik karmaşası yaşayan kişiler “Ben kimim?” sorusuna net cevap veremezler; değerlerini ve inançlarını kendilerinden çok başkalarından alırlar. Başkalarının beklentilerine göre şekillenmiş bu kişiler, toplumun “iyi insan” standartlarına uyma gayretiyle yaşar. Kendi kimliklerinden emin olamayınca da onayı, sosyal kurallara uygun yaşamaktan sorumlu diğerlerinin onayından beklemeye başlarlar.
- Mükemmeliyetçilik ile Bağlantısı: Mükemmeliyetçi eğilim, onay ihtiyacını büyüten önemli bir faktördür. Sürekli en yüksek performansı hedefleyen mükemmeliyetçiler, “Mükemmel olursam kabul görürüm” inancını taşır. Hata yapma korkusu ve “kendine aşırı eleştiri” bu kişilerde şiddetlidir. O an dışarıdan ne kadar “Harikasın” dense bile, kendi ulaşılması zor standartlarına göre hala “yetersiz” hissederler. Araştırmalar da mükemmeliyetçilik düzeyi yüksek kişilerin sosyal onay arayışına daha açık olduğunu ortaya koymuştur. Bu özellik, onay ihtiyacını besleyerek işi daha da karmaşıklaştırır.
Onay İhtiyacından Özgürleşmek
Aşırı onay bağımlılığından kurtulmak mümkündür; bunun için odak içsel onayı güçlendirmeye çevrilmelidir. Aşağıdaki yöntem ve alıştırmalar bu süreçte yardımcı olabilir:
- İçsel Onayı Geliştirmek: Kişinin kendi değeri dışsal onaylardan bağımsızdır. Bu algıyı kuvvetlendirmek için olumlamalar ve öz-şefkat pratiği önerilir. Örneğin günlük hayatta kendinize “Değerim başkalarının fikrine bağlı değil” veya “Hata yapmak insanidir, değerimi azaltmaz” gibi olumlama cümleleri oluşturabilirsiniz. Bu tür olumlu telkinler zamanla “içsel onay sisteminizi” güçlendirir. Aynı şekilde kendinize arkadaşınıza davrandığınız gibi nazik davranmak (öz-şefkat) da önemlidir. Kimse her an mükemmel değildir; hata ve eksiklikleriniz için kendinizi affetmeyi öğrenin.
- Eleştiriyle Sağlıklı Başa Çıkma: Eleştiri kaçınılmazdır; önemli olan ona nasıl tepki verdiğinizdir. Sağlıklı bir yaklaşım için öncelikle kendi sınırlarınızı belirlemeyi öğrenin. Gerektiğinde “hayır” diyebilmek, kendinize olan saygıyı artırır. Örneğin günlük yaşamda istemediğiniz bir şeye “Hayır” dediğinizde suçluluk duygusu yerine özgürlük hissine odaklanın. Ayrıca, yapıcı eleştirileri kişisel saldırı gibi algılamamayı öğrenin: Her eleştiri her zaman sizin davranışınızın objektif değerlendirmesi değil, karşınızdakinin davranışlarınız hakkında düşünceleri demektir. Bu süreçte, size destek veren yakın çevreyle samimi konuşmalar yaparak geri bildirimleri daha objektif değerlendirin.
- Kendinize Güvenmeyi Yeniden Öğrenmek: Özgüveninizi küçük adımlarla inşa edin. Günlük hedeflerinizi küçük ve ulaşılabilir tutun; başardığınızda bunu kutlayarak olumlu hissetmeyi pekiştirin. Örneğin gideceğiniz yemeği veya giyeceğiniz kıyafeti tek başınıza seçerek karar verme alıştırmaları yapabilirsiniz. Zamanla bu tür bağımsız kararlar size “Kendi iç sesime güvenirim” hissi kazandırır. Aynı şekilde kişisel değerlerinizin farkına varmak da önemlidir: Kendi inanç ve önem verdiğiniz değerler belirleyerek, hayatınızı bu değerler doğrultusunda şekillendirmeye çalışın. Örneğin dürüstlük sizin için değerliyse, onay almak için yalan söylemek yerine dürüst kalmayı seçerek içsel güveninizi arttırabilirsiniz.
- Günlük Hayatta Uygulanabilecek Egzersizler: Farkındalığı artıran alışkanlıklar edinin. Örneğin günlük tutarak onay aradığınız durumları yazın. Hangi zamanlarda ve kimden onay istediğinizi not etmek, tetikleyicileri görmenizi sağlar. Ayrıca sosyal medya “detoksu” yapın. Ekran sürenizi sınırlayın, beğeni sayısını kontrol etmeyi bırakın. Unutmayın, ekrandaki hayat gerçek hayat değildir; gerçek ilişkileriniz daha önemlidir.
Günlük pratiğe dönüştürülebilecek diğer bir yöntem, konfor alanından küçük riskler almaktır. Örneğin saçınızı farklı bir renge boyamak, daha önce dile getirmediğiniz bir fikrinizi söylemek veya yeni bir hobi denemek, onay alamama durumunda bile “beklediğim kötü senaryo gerçekleşmedi” duygusu verir. Bu deneyimler, “Başkası onaylamasa da kendi yolumdan yürürüm” özgüvenini pekiştirir.
Zihni ve bedeni dinlendirmek de yardımcıdır. Meditasyon veya farkındalık egzersizleri, anı yaşamanıza ve dışsal onay döngüsünden çıkmanıza katkı sağlar. Uzun vadede bu alıştırmalar içsel güveni kuvvetlendirir ve onay ihtiyacının etkilerini azaltır.
Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?
Onay ihtiyacı sorunları, günlük işlevselliği olumsuz etkileyecek kadar ileri düzeydeyse profesyonel yardım düşünülmelidir. Bir terapist, altta yatan nedenlerin keşfedilmesi ve kalıcı çözümler için rehberlik sağlar. Terapide onay ihtiyacı genellikle bağımlı kişilik eğilimi veya aşırı uyum gösterme biçiminde ele alınır. Terapi sürecinde kişinin çocukluk deneyimleri, koşullu sevgi mesajları ve yanlış inançlar birlikte ele alınır.
Bazı etkili terapi yaklaşımları şunlardır:
- Psikodinamik Terapi: Bu yaklaşımda danışanla geçmişteki ebeveyn ilişkileri, çocukluk deneyimleri detaylıca konuşulur. Örneğin kişinin eski ebeveyn beklentilerinin bugünkü benlik algısını nasıl şekillendirdiği üzerinde durulur. Terapist, bu ilişki düzenlerini gün yüzüne çıkararak onay arayışının köklerine inmenin yollarını sunar.
- Bilişsel-Davranışçı Terapi (BDT): BDT, mevcut sorunlara odaklanıp düşünce kalıplarını dönüştürür. Onay bağımlılığı bağlamında terapist “Herkes beni onaylamalı” gibi otomatik düşünceleri tespit eder ve test eder. Rol yapma egzersizleriyle “Hayır” deme pratiği yapılır; kişinin mantıksız inançları mantıksal yeniden yapılandırmaya tabi tutulur. Örneğin danışan, “Beğenilmiyorsam değersizim” inancını somut kanıtlarla sınar ve bu inancı çürütmeyi öğrenir.
- Şema Terapisi: Jeffrey Young’ın geliştirdiği bu yöntem, çocuklukta oluşan olumsuz şemaları hedef alır. “Başkalarının onayına bağımlı olma” şeması olan danışanla çalışılır. Terapi sırasında, eski düşünce ve duygularla yüzleşme, imgeleme çalışmaları ve duygu odaklı teknikler kullanılarak bu şema yeniden yapılandırılır.
- Diğer Yöntemler: BDT ve şema terapisinin yanı sıra, bazı danışanlar için EMDR, duygu odaklı terapi veya grup terapileri de yardımcı olabilir. Ayrıca bilgilendirici psikoeğitim ve onay arayışını konu edinen çalışma grupları destek sağlar.
Tedavi süreci kişiye göre değişir; önemli olan istek ve kararlılıkla bu yolda adım atmaktır.
Sıkça Sorulan Sorular
Onay ihtiyacı bir hastalık mı?
Hayır, kendi başına bir hastalık değildir. İnsan doğası gereği onaylanma ve kabul görme ihtiyacı taşır. Ancak bu ihtiyaç aşırıya kaçtığında psikolojik sorunlara yol açabilir. Aşırı onay ihtiyacı genellikle kişilik özellikleri veya anksiyete bozukluklarıyla ilişkili görülür. Örneğin bağımlı kişilik özelliği veya sosyal anksiyete bozukluğu olan bireylerde onay arayışı belirginleşebilir. Yani onay bağımlılığı resmi bir rahatsızlık adı olmamakla birlikte, dikkate alınması gereken bir ruhsal örüntüdür.
People pleaser olmak ne demek?
“People pleaser”, yani herkesi memnun etmeye çalışan kişi demektir. Bu eğilimdeki bireyler sürekli olarak başkalarının takdirini almak için kendi ihtiyaçlarını geri planda tutarlar. “Hayır” demek onlar için zordur; sınırlarını çizemezler ve istemedikleri davranışları yapmak zorunda hissedebilirler. Temelde insanoğlunun kabul edilme arzusunun uç bir örneği olarak görülebilecek people pleaser tutumu, uzun vadede yorgunluk, değersizlik duygusu ve ilişkilerde sağlıksız bağımlılıklar yaratabilir.
Onay bağımlılığından nasıl kurtulunur?
Öncelikle bu ihtiyacın altında yatan nedenlerin farkına varmak atılacak ilk adımdır. Günlük tutma gibi tekniklerle onay aradığınız durumları gözlemleyin. Ardından içsel onay kaynaklarınızı güçlendirin: Kendi değerinizi olumlu cümlelerle kabul etmeyi ve öz-şefkat uygulamalarını hayatınıza entegre edin. Sınırlarınızı belirleyip gerektiğinde “hayır” demeyi öğrenin. Ayrıca destekleyici ilişkiler kurarak yaşamdaki şeffaflığı artırın. Gerekirse bir terapistin rehberliğinde bilişsel davranışçı veya şema terapisi gibi yaklaşımlarla otomatik düşüncelerinizi ve çocukluk kökenli inanışlarınızı ele alın ve bunları kendi hayatınızı daha uyumlu kılacak şekilde dönüştürün. Uygulanan bu adımlar, zamanla bağımsızlık ve içsel güven geliştirerek onay bağımlılığından kurtulmayı mümkün kılar.
Sosyal medyada beğeni beklemek onay ihtiyacı mı?
Evet, sosyal medyada beğeni ve yorum aramak aslında onay ihtiyacının bir tezahürüdür. Sosyal medya beğeni sayıları, bireyin kendini değerlendirmesinde dışsal bir kriter haline gelir. Bu ortamda “kaç beğeni aldım” sorusu, gerçek hayatta “Yeterince iyi miyim?” duygusuna sıkça denk düşer. Bilimsel çalışmalar, sosyal medyanın beğeni ve takipçi gibi metrikleri bir ödül sistemi gibi kullanarak onay bağımlılığını artırdığını gösteriyor. Dolayısıyla sosyal medya beğeni beklemek de bir nevi onay arama davranışıdır ve bunu azaltmak için dijital detoks uygulamaları tavsiye edilir.
Fuat Can Çalışkan
Uzman Psikolojik Danışman
Kurum Müdürü
Kaynakça
Anthony, D. B., Holmes, J. G., & Wood, J. V. (2007). Social acceptance and self-esteem: Tuning the sociometer to interpersonal value. Journal of Personality and Social Psychology, 92(6), 1024-1039. https://doi.org/10.1037/0022-3514.92.6.1024
Cougle, J. R., Fitch, K. E., Fincham, F. D., Riccardi, C. J., Keough, M. E., & Timpano, K. R. (2012). Excessive reassurance seeking and anxiety pathology: Tests of incremental associations and directionality. Journal of Anxiety Disorders, 26(1), 117-125. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2011.10.001
Crocker, J., Brook, A. T., Niiya, Y., & Villacorta, M. (2006). The pursuit of self-esteem: Contingencies of self-worth and self-regulation. Journal of Personality, 74(6), 1749-1771. https://doi.org/10.1111/j.1467-6494.2006.00427.x
Curran, T. (2018). Parental conditional regard and the development of perfectionism in adolescent athletes: The mediating role of competence contingent self-worth. Sport, Exercise, and Performance Psychology, 7(3), 284-296. https://doi.org/10.1037/spy0000126
Ferrari, M., Hunt, C., Harrysunker, A., Abbott, M. J., Beath, A. P., & Einstein, D. A. (2019). Self-compassion interventions and psychosocial outcomes: A meta-analysis of RCTs (Randomized Controlled Trials). Mindfulness, 10, 1455-1473. https://doi.org/10.1007/s12671-019-01134-6
Flett, G. L., Besser, A., Hewitt, P. L., & Davis, R. A. (2007). Perfectionism, silencing the self, and depression. Personality and Individual Differences, 43(5), 1211-1222. https://doi.org/10.1016/j.paid.2007.03.012
Gao, S., Assink, M., Cipriani, A., & Lin, K. (2017). Associations between rejection sensitivity and mental health outcomes: A meta-analytic review. Clinical Psychology Review, 57, 59-74. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2017.08.007
Haines, J. E., & Schutte, N. S. (2023). Parental conditional regard: A meta-analysis. Journal of Adolescence, 95(2), 195-223. https://doi.org/10.1002/jad.12111
Lemay, E. P., Jr., & Ashmore, R. D. (2006). The relationship of social approval contingency to trait self-esteem: Cause, consequence, or moderator? Journal of Research in Personality, 40(2), 121-139. https://doi.org/10.1016/j.jrp.2004.09.012
Otterpohl, N., Bruch, S., Stiensmeier-Pelster, J., Steffgen, T., Schöne, C., & Schwinger, M. (2021). Clarifying the connection between parental conditional regard and contingent self-esteem: An examination of cross-lagged relations in early adolescence. Journal of Personality, 89(5), 986-997. https://doi.org/10.1111/jopy.12631
Roth, G., Assor, A., Niemiec, C. P., Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2009). The emotional and academic consequences of parental conditional regard: Comparing conditional positive regard, conditional negative regard, and autonomy support as parenting practices. Developmental Psychology, 45(4), 1119-1142. https://doi.org/10.1037/a0015272
Saiphoo, A. N., Halevi, L. D., & Vahedi, Z. (2020). Social networking site use and self-esteem: A meta-analytic review. Personality and Individual Differences, 153, Article 109639. https://doi.org/10.1016/j.paid.2019.109639
Sargent, J. T., Crocker, J., & Luhtanen, R. K. (2006). Contingencies of self-worth and depressive symptoms in college students. Journal of Social and Clinical Psychology, 25(6), 628-646. https://doi.org/10.1521/jscp.2006.25.6.628
Sherman, L. E., Payton, A. A., Hernandez, L. M., Greenfield, P. M., & Dapretto, M. (2016). The power of the like in adolescence: Effects of peer influence on neural and behavioral responses to social media. Psychological Science, 27(7), 1027-1035. https://doi.org/10.1177/0956797616645673
Starr, L. R., & Davila, J. (2008). Excessive reassurance seeking, depression, and interpersonal rejection: A meta-analytic review. Journal of Abnormal Psychology, 117(4), 762-775. https://doi.org/10.1037/a0013866
Diğer yazılarımız da ilginizi çekebilir: Özsaygı Nedir? Kendine Değer Vermenin Temeli | Ebeveyn-Çocuk İlişkisini Güçlendirmek | Ergenlerde Sosyal Medya Bağımlılığı